Soru: Mezotelyoma (Akciğer zarı kanseri) nedir ve neden oluşur?

Cevap: Mezotelyoma, ülkemizde çok yaygın görülen bir hastalıktır, dünyada görülme sıklığı 1 milyon kişide 1-2 iken ülkemizde yılda ortalama 500 kişiye yeni tanı konmaktadır. Hastalığın nedeni halk arasında beyaz toprak, çorak toprak, gök toprak, çelpek, höllük veya ceren toprağı gibi isimlerle bilinen asbesttin bilinçsizce kullanımıdır. Asbest köylerde evleri badana yapmak için veya küçük çocuklarda pudra yerine kullanırlar, kimi bölgelerde ise bebekler höllük toprağı olarak bilinen ısıtılmış asbestle sarılmaktadır. Bu da bu bebeklerin mezotelyoma ve solunum rahatsızlıklarına yakalanmalarına yol açmaktadır. Asbest maruziyeti çeşitli meslek dallarında da görülmektedir. İlginç olan bir nokta ise mezotelyomaya ait belirti ve bulguların asbest maruziyetinden sonra 20 ila 50 yıl içinde sonra ortaya çıkabilmesidir.

Soru: Mezotelyoma belirtileri nelerdir ve tanısı nasıl koyulur?

Cevap: Mezotelyoma genellikle göğüs boşluğuna su birikmesi ile bulgu veren bir hastalık olup en sık rastlanan yakınmalar, ağrı ve ilerleyici nefes darlığıdır. Bunun yanı sıra hastalarda öksürük, ağızdan kan gelmesi, kilo kaybı, iştahsızlık, yorgunluk, halsizlik gibi bulgular da görülür.

Hastaya öncelikli olarak akciğer filmi ve tomografi çekilir, bunlarda birtakım tipik bulgular saptanabilse de kesin tanı için başvurulan standart yöntem biyopsidir. Öncelikle akciğerde biriken sıvıdan örnekler alınır ve inceleme için patolojiye gönderilir. Gelen sonuç ile tanı koyulamazsa akciğer zarı biyopsisi yapılır. Biyopsi iğne ile veya cerrahi yöntem ile yapılabilir. Hastaya aynı zamanda kanser yayılımını araştırmak amaçlı PET-CT, ultrasonografi, MR gibi tetkiklerde uygulanır.

Soru: Mezotelyoma nasıl tedavi edilir?

Cevap: Tedavinin yönlendiricisi biyopsi sonucu ve hastalığın evresidir. Mezotelyomada 3 tip vardır. Sadece epitelyal olan tipte cerrahi şansı vardır. Sarkomatoid ve miks olan tiplerde hasta kemoterapi ve radyoterapiye yönlendirilir. Evreleme yaptığımız zaman mezotelyomalar 4 evreye ayrılır, sadece evre 1 veya 2 olan çok erken evre hastalarda cerrahi tedavi şansı vardır. Ne yazık ki hastalık yıllar içinde sinsice geliştiğinden ve bulgu vermeye geç başladığından dolayı tanı koyulduğu zaman genellikle hastalık çok ileri aşamalara geçmiş olur.

Çeşitli açık ve kapalı ameliyat yöntemleri mevcuttur. Burada ameliyatın şekline hastanın bulgularına göre cerrah karar verir. O taraf akciğerin, diyaframın ve kalp zarının tamamen çıkarılmasından, sadece akciğer zarlarının soyulmasına veya sınırlı bir alandaysa sadece o tümörlü kısmı çıkarmaya kadar değişen çeşitli cerrahi teknikler vardır.

Cerrahiye uygun olmayan hastalarda, cerrahi sonrası tekrar tümör gelişen hastalarda veya tümörün başka organlara yayılım gösterdiği hastalarda kemoradyoterapi uygulanır.  Bu tarz tümörlerde kanlanma biraz zayıf olduğu için kemoterapi diğer tümörler kadar başarılı değildir, ancak sürekli yenilenen protokoller ile daha başarılı sonuçlar alınmaya başlamıştır. Radyoterapinin başarısı ise gene sınırlı kalmaktadır, çünkü hastalık çok geniş bir alandadır ve zarar görebilecek hayati organlar vardır, bundan dolayı verilebilecek ışın miktarı sınırlıdır, bu da tedavinin başarısını kısıtlar.

Bazen hastaya sadece nefes darlığını ve ağrısını azaltmaya yönelik işlemler yapılır. Bu hastaların akciğerinde sıkça sıvı toplanır, göğüs tüpü takarak bu sıvılar boşaltılır, tekrar sıvı toplanmasını önlemek için yapıştırma işlemi (plörodez) yapılır. Düşük doz kemoradyoterapiler verilir. Bunlarda amaç hastanın yaşam süresini uzatmak ve mümkün mertebe kaliteli bir hayat sürmesini sağlamaktır. Ancak her hastalıkta olduğu gibi burada da esas hedefimiz öncelikli olarak korunma, sonrasında ise erken tanı ve tedavidir.

Doç. Dr. Makbule Ergin